Sürüş izlenimi Mazda MX-5

Bazı otomobiller var ki nev-i şahsına münhasır özellikleriyle herkesin ilgisini çekmeyi becerebiliyor. Doksanlı yıllarda yollarda nadiren de görme şansı bulduğumuz otomobillerden birisi de Mazda MX-5’ti. Minicik görünümü ve kapaklı farlarıyla yaşlılardan çocuklara herkes için güzel bir maskottu ve bu sadece bizlere özgü bir durum değil. Tüm dünyada MX-5 ya da diğer adıyla Miata çok sevildi. Sevilmesinin ardındaki nedenlerse aslında çok basit; basitlik! Evet, MX-5 hiçbir şekilde risk alınmadan tasarlanmış ve yalın çizgilerle başarının formülünü yakalamış bir otomobildi. Aynı şey iç mekanda da devam ediyordu ve temel kumandalar dışında radikal öğelere yer verilmiyordu. Gereksiz oyuncaklara yer verilmemişti ve bu onu bir adım daha “sürücü otomobili” kavramına yaklaştırıyordu. Herkes hem fikir olmasa da Mazda MX-5 uygun fiyatlı, keyifli bir sürücü otomobili olmak için yaratılmıştı. Mazda’nın web sitesinde de “MX-5’i sürmek için nedenler” gibi muzip bir bölüm bulunuyor ve burada “süt almak için yola çıkmak” ya da “yolun ne kadar uzun olduğunu çözmek” gibi nedenlere yer veriliyor. Mazda mühendislerinin kullandığı “jinba ittai” mottosu, MX-5’i tanımlıyordu. Bu tanıma göre at ve atın binicisi tek vücut haline bürünüyordu. Bu arada ufak bir not; roadster kavramı da eski zamanlarda at yarışlarında kullanılan, iki tekerlekli, sürüş pozisyonu yere çok yakın at arabalarından geliyor.

_mg_9533
İlk nesil MX-5’in olabildiğince hafif ve 50:50 ağırlık dağılımına sahip olması için çalışıldı. Çok kollu süspansiyon sistemiyle de hem tutunma hem de konfor kabiliyetinin optimum seviyede olması amaçlanmıştı. Sonuçta tüm bu geliştirmeler ışığında MX-5 tüm dünyada başarılı bir otomobil oldu ve Mazda buradan aldığı cesaretle bugünlere kadar geldi; arkasında da 3 nesil bıraktı. Tabii biz Türkiye’de ilk iki nesille pek karşılaşma şansına erişemedik ve MX-5’in daha yaygın hale gelmesi için 2008 yılını beklememiz gerekecekti. Üçüncü nesil MX-5 gecikmeli de olsa geldi ve o zamanlar da nispeten uygun sayılabilecek fiyat etiketiyle iyi bir sürücü otomobili alternatifi olmuştu. Eh, geçmişe mazi diyelim ve şu an karşımızda duran otomobile bir göz atalım. Sizce nasıl görünüyor? Yanlış anlamayın, bu tamamen kendi fikrim ama yüzü bence biraz “garip”. Önceki nesil MX-5’lerin orantılı tasarımlarına
ithafen bunu söylüyorum. Gerçi aynı karoser hatlarını sürekli kullanıp daha ne kadar farklılık yaratılabilir o da tartışılır. Fakat farların formuna ben hala alışamadım. Bu yeni yüz gelecekteki Mazda modellerinde de karşımıza çıkabilir, o yüzden en iyisi alışmaya çalışmak. Geniş hava yarıkları ve LED gündüz farlarıyla MX-5 tam bir yaratık. Profilden bakıldığında tipik MX-5 çizgilerine sahip olsa da yukarıya doğru şişirilmiş çamurluklar sayesinde otomobil olduğundan daha iri görünüyor.

_mg_9549
Oysa MX-5 bir önceki nesilden bile daha küçük ve ortalama 100 kg kadar da daha hafif. Arkadan görünüm de radikal; plakalık alışılmışın dışında tampona alınmış ve stopların formu da akılda kalıcı türden. Tipik roadster anteni de oradan bize el sallıyor. Gören herkesin acayip şekilde ilgisini çeken MX-5’in iç mekanıysa eski günleri düşündüğümüzde oyuncaklı kalıyor. Yapacak bir şey yok çünkü günümüz şartlarında sürücüler de bu tarz şeyleri talep etmeden duramıyor; büyük bir multi medya ekranı gibi. Otomobilin içine geçmek benim için dert değil çünkü kısa boylu minyon bir tipim; fakat Genel Yayın Yönetmeni’miz Burak Ertem gibi uzun boylu iri kıyım bir insansanız biraz zahmete katlanmanız şart. Burada bir gariplik var; Recaro koltukların ayar mekanizması çok garip ve yeterince aşağı alamıyorsunuz. Üstüne üstlük bir de direksiyon kolonunun sadece yükseklik ayarı var ve derinlik ayarı yok. Yani ideal sürüş pozisyonunu bulmak kolay değil. İç mekanda bolca sert fakat kaliteli plastikler kullanıldığını görüyorum. Gösterge tablosu ve 7 inçlik multi medya ekranı gibi şeyler diğer Mazda modellerinden tanıdık. Bose müzik sistemine de hükmeden dairesel multi medya kumandasına arada sırada vites değiştirirken dokunup yanlışlıkla kanal
değiştirebilirsiniz, benden söylemesi.

_mg_9287
Bu arada yolcu tarafındaki devasa vites kutusu çıkıntısı yaşam alanından önemli ölçüde çalıyor. Kumaş tente tavansa herhangi bir elektrikli sisteme sahip değil ve her şey eski usul. Sadece biraz kıvrak ve idmanlı olmanız şart; aksi taktirde tenteyi arkaya uzatıp kilitlemek ya da arkadan uzanıp kapatmak için zorlanabilirsiniz. İki koltuk arasında torpido gözü görevi gören kilitli bölme dışında sadece 130 litre hacminde bir bagaj alanına sahip olduğunuzu da unutmamalısınız. Gündelik hayatla uyumu bir yana bırakalım ve tekrar direksiyon başına geçelim. İlk çalıştırmada yükselen devirle eski Japon otomobilleri gibi metalik sesler çıkartan motor sesine gerçekten bayıldım. Ben atmosferik, delikanlı bir makineyim diyen bu motor, 1496 cc hacminde ve 7000 d/dak’da 131 bg güç, 4800 d/dak’da 150 Nm tork üretiyor. Evet küçümseyerek gülüyorsunuz fakat MX-5 sadece 1050 kg civarında bir ağırlığa sahip. 1,5 litrelik SKYACTIV-G motor, gücü 6 ileri manuel şanzımanla arka tekerleklere aktarıyor. Debriyajın kıvamı çok iyi ve daha da iyisi vites yolları nefis; kısa ve tok. Ancak her gaza basışta eski Renault 9’lar gibi sürekli vibrasyon halinde olan vites topuzu çok şık bir durum sayılmaz.

_mg_9327
Motorun atmosferik olması, düşük ağırlık sayesinde bertaraf edilmiş ve alt devirlerde yeterli, orta ve üst devirlerdeyse keyif verici bir performansla karşı karşıya kalıyorsunuz. Sakin kullanımlarda 7,5 litre/ 100 km dolaylarında olan tüketim seviyesi, sıkı kullanımlarda 10 litre seviyelerine ulaşıyor. İstanbul’un berbat yollarına rağmen MX-5 hiç de rahatsız hissettirmiyor ve gerçekten bir roadster için yumuşak ve konforlu bir süspansiyon sistemine sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Rüzgar ve yol gürültüsüyle motor sesini bolca iç mekana alan MX-5’i üstü açık kullanırken saçlarınızın bol bol dağılacağını ve sinüzit olacağınızı da garanti edebilirim. MX-5, konforlu olduğu kadar yeterince de dinamik özelliklerle taçlandırılmış bir karosere sahip. Gayet rijit ve dengeli olan otomobil, “yan gitmek” konusunda çok ısrarcı ve elektronik melekleri kapatıp yüksek devirde ilerlemeyi sürdürürseniz arkadan kayma olayını büyük keyifle yerine getiriyor. Direksiyon sistemi canlı ve hızlı olsa da his konusunda bir önceki neslin daha başarılı olduğunu belirtmeliyim. MX-5’i niçin almalıyım diye sormanıza gerek yok. Bir kez kullanın ve tarzı ruhunuza uyduysa ve bankada yeterli paranız varsa, alın gitsin. Çünkü o, kusurlarıyla sevilecek bir otomobil.

YAZI: KEREM TOKMAK

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir