Sürüş İzlenimi | Ford Focus RS

2.3 litrelik Ecoboost motor, 350 beygir, dört tekerlekten çekiş ve manuel şanzıman… Son yılların en ateşli, en eğlenceli ve en hızlı hot-hatch modellerinden biriyle tanışın; Ford Focus RS.

Ortada taşıması zor bir miras olduğunu biliyoruz. 1968 yılında ilk kez 15M Coupe’de kendine yer bulan RS (Rally Sport) takısı tüm bir markanın “ateşli” tarihinin başlangıcı demek oluyor. 20M RS, Escort RS, Capri RS, RS200, Sierra RS Cosworth, Focus RS ve daha fazlası. Anlayacağınız konu sadece Focus değil; konu motorsporları genleri.

Daha önce de ortalamanın üzerindeki motor hacmiyle ve beygir gücüyle kompakt hot-hatch sınıfını domine eden Focus RS, bu kez 2.3 litrelik Ecoboost motorla donatıldı. Aşırı beslemeli turbo ünitenin sihri; doğrudan yakıt püskürtme sistemi, Borg Warner imzalı çift turbo sarmalı ve değişken valf zamanlamasında. Toplam 350 beygir güç ve 440 Nm tork üretme kabiliyetine sahip ünite overboost özelliğiyle fazladan 30 Nm torku da sürücünün kullanımına sunuyor. 6800 d/dak’lık maksimum devriyle ve alt devirlerden itibaren kesintisiz gelen gücüyle her viteste sürücüsünü uzun ve tadına doyum olmayan bir yolculuğa çıkaran RS, egzozdan gelen patırtılarla zirveye ulaştığınızın sinyallerini veriyor. Bu patırtılar öyle bir tınıya sahip ki yer yer kendinizi bir Ford Fiesta R5 ralli otomobiliyle asfalt etaplarda gazlıyor gibi hissedebiliyorsunuz. Şüphesiz bu sınıftaki diğer hiçbir hot-hatch bu tarz bir “motorsporları” senfonisi sunamıyor.

4 farklı sürüş moduyla; şehir temposuna uyum sağlayabilen, sınırlar dahilinde potansiyelinin büyük bir kısmını gösterebilen, pist içinde tüm yeteneklerini sergileyebilen ve “yanlama” moduna geçebilen Focus RS, Ford Performans mühendislerinin günlük kullanıma uygun olması için (her ne kadar bunu istemeseler de) en fazla çaba harcadıkları otomobillerden. “Bucket” koltuklar her ne kadar sizi tamamen sarsa da şehir trafiğinde konforlu; süspansiyon sistemi yapabileceğinin en fazlasını yapmaya hazır ve egzoz tınıları insanları rahatsız etmemek için en düşük desibele ayarlı. Yumuşak debriyaj pedalı ve uzun 1. vites oranı da bu konudaki diğer önemli detaylar. Fakat bu otomobilin sıkışık şehir trafiğinde içten içe eridiğini ve kendini potansiyelini gösterebileceği yollara atmak istediğini hissediyorum. Focus RS’e bu kadar acı çektirmek yeter.

Sürüş modunu spor seçeneğine getirdiğiniz andan itibaren karakteri değişen RS, zaten gergin olan gövdesini ve yerinde duramayan motorunu birazdan olacaklara hazırlıyor. Devir yükseliyor, süspansiyon sertleşiyor, direksiyon göreve çağırılıyor… Dinamik tork kontrolü sisteminin arka bölümdeki çift kavramalı yapısı sayesinde gücü arka tekerlerin sadece birine yönlendirme yeteneğine sahip RS, her türden virajı “akıl almaz” şekilde dönüyor.

Tüm eleştirilere kapalı direksiyon sistemi beyniniz ile tekerler arasında bir sinir bağlantısı görevi görüyor. Her şey o kadar hızlı ve o kadar net ki yer yer otomobili “zihin gücüyle kontrol ediyorum” diye düşünmeniz muhtemel. Öhlins ve Tenecco imzalı süspansiyon sistemi ise bu filmin başrollerinden birisi. Mod değişimiyle birlikte %40 oranında sertleşen sistem, tüm dinamizmi kontrol altında tutuyor. Kısa vites yolları ve maksimum devir bandına yaklaşıldığında gösterge tablosunda yanıp sönen RS logosu ise tüm bu sürecin tuzu biberi.

Pist moduna geçildiğinde ESP sistemini devreden çıkaran Focus RS, tüm perdelerini kaldırmak için iyi bir asfalt ve lastik kombinasyonuna ihtiyaç duyuyor. Aksi takdirde önden kayma eğilimiyle her virajı daha korkutucu hale getirmeye başlayan otomobil, sınırlarına yaklaşmamanız için sizi uyarıyor. Öyle ki bu otomobilin sınırlarına ulaşmak herhangi türden bir hot-hatch ile kıyaslanamayacak kadar tehlikeli. Dört kapılı, otomatik şanzımanlı Almanların aksine Focus RS’te amatörlüğü telafi edecek hoşgörü yok. Ama yine de biraz eğlenmeniz için “Drift” modu var.

Türkçe çevirisi “fark” olarak yapılan drift yani yanlama modu, Focus RS’in başka bir yüzünü ortaya çıkarıyor. Bu modu seçtiğiniz anda gösterge tablosunda sarı ESP ışığını görüyorsunuz. “Yanlayarak” ilerleyen bir otomobil silüeti ile tasvir edilen fark modu, en eğlenceli anların kapısını açıyor. Elektronik olarak torkun tamamını arka kısma yönlendiren RS, köşeleri yine bir ralli otomobili ile arkadan itişli otomobil karışımı kıvamında dönüyor. Bu otomobille “yan” gitmek sanıldığı kadar kolay olmasa da küçük bir adaptasyon sürecinden sonra düz gitmek pek içinizden gelmiyor. Rallilerin seyirci spesyallerinde bol bol yanlayan ralli otomobilleri gibi; Focus RS egzoz patırtılarıyla ve lastik sesleriyle işi şova döküyor.

Tüm bu eğlenceyi dört pistonlu Brembo fren kaliperleriyle durdurma yeteneğine sahip RS, kendi gücünü aşan bir fren kuvvetine sahip. Her ne kadar pist habitatında kullanma fırsatı bulamasak da şehrin dışındaki virajlı yollarda bir an bile tembellik etmeyen fren sistemi uzun kilometrelerden sonra bile tam performansla görevini yapmaya devam etti.

Özellikle değinilmesi gereken başka bir konu da Focus RS’in “Launch Control” yani kalkış kontrolü modu. Bu mod ile birlikte sıfırdan kalkışları en verimli şekilde yapmanıza olanak sağlayan RS, minimum çekiş kaybıyla ve maksimum torkla yaydan çıkmış bir ok hızlanıyor. Otomobilin tutunma başarısı o kadar muazzam ki her Launch Control’de yüzünüzdeki gülümseme daha da büyüyor.

Dışındaki agresif detaylarıyla, RS logolu arka kanadıyla, devasa çift egzoz çıkışıyla ve dikkat çeken rengiyle bir “RS” olduğunu anlatan otomobil, biraz dikkatli baktığınızda bir Focus HB’den pek de farklı görünmüyor. Önceki nesillerdeki 3 kapılı gövde yerine bu kez 5 kapılı standart gövdeyi kullanan Focus RS, kabin içinde de yine standart bir Focus’tan farksız. Koltuklar, gösterge tablosu ve konsolun üzerindeki ilave göstergeleri saymazsanız her şey bir Focus’u işaret ediyor. Ciddi bir rakam karşılığında satın alınan otomobilde çeşitli detaylarla kullancıyı daha özel hissettirmek mümkün olabilir miydi? Bizce evet. Fakat yine de tüm mesaisini bu otomobilin “gidişine” harcayan Ford Performans mühendislerine eleştiri göndermek içimizden gelmiyor. Onlar için tek yapabileceğimiz şey alkışlamak.

Yazı: Mehmet Akif Doğan

Fotoğraf: Gürkan Çağlar

 

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir