Autocar Özel | Dayanıklılık Testi

Her an piste çıkmaya hazır bir yol yarışçısı ile gerçek dünyada sürüş yapmak neye benziyor olabilir? Matt Saunders cevabı bulmak için Ford GT, Radical RXC Turbo ve Porsche 911 GT3 RS üçlüsüyle yollara düşüyor.

Salı, saat 09.23
BROOKLANDS MÜZESİ 

Dünyanın amaca uygun olarak hazırlanmış ilk yarış pistinin kapıları henüz açıldı ve Brooklands Müzesi’nin asırlık binasının önü güne erken başlayan ziyaretçilerle dolmaya başladı. Bu ziyaretçileri hesapta olmayan kurmaca bir sergi bekliyor: Motorsporlarından derive edilerek üretilmiş yol otomobillerinden oluşan bu sergi, farklı karakterlerdeki üç parçadan oluşuyor.

Üç otomobilimiz olduğunu söylemiştim değil mi? Bunlardan ikisinde kullanılan kanatlar Airbus A380’in kanatlarını ‘kanatçık’ gibi gösterebilir. Fazlasıyla alçak ve geniş bir sporcu olan Ford GT ise şimdilik insanların gördüğü tek otomobil durumunda. Sahiden de bölgeye yaklaşan hemen herkes birkaç dakika boyunca otomobile bakıyor, gülümsüyor, sakallar kaşınıyor (Brooklands sakalın başkentidir) ve sıra diğer iki parçaya geliyor.

Brooklands Müzesi’nin en popüler sergisi

Radical RXC Turbo birkaç kişinin dikkatini çekmiş gibi görünse de bu otomobil sadece bir durak. Çünkü bu kişilerin gözleri Porsche 911 GT3 RS’te… Hani iki yıl önce birkaç saniye içerisinde tamamı satılan ve şimdilerde ikinci el değeri 200.000 sterlini aşmış olan GT3 RS. Öte yandan, az önce de dediğimiz gibi, efsanevi GT40 enerjisini alan büyük bir çoğunluk Ford’un başından ayrılamıyor.

Burada gördüğünüz üç efsane ile kompakt bir yol sürüşü programladık. Amacımız konvoy halinde yaklaşık 320 km kat etmek ve motorsporlarından derive edilerek üretilmiş bu yol yarışçılarının gündelik hayatta ne kadar kullanışlı olabileceklerini keşfetmek. Buradan Northamptonshire’da yer alan Silverstone Pisti’ne gidecek, oradan Derbyshire’da yer alan Donington Park Pisti’ne uğrayacak ve son olarak Peak District bölgesindeki favori yollarımızda biraz keyif yapacağız. Bir Formula 1 otomobilinin her yarışta kat ettiği kilometreyi yaklaşık 36 saatte kat edecek olmak ise, olası konfor problemleri için iyi bir konfor alanı oluşturuyor.

Sürüşümüz boyunca otoyollardan, çevre yollarından ve dağ yollarından geçecek; kasisler, çukurlar ve şansımız yaver giderse, geleneksel İngiliz havası ile baş edeceğiz. Peki prototip tarzını yolda da muhafaza eden bir Le Mans yol yarışçısından, GTE sınıfında yarışan bir Le Mans otomobilinin yol versiyonundan ve ciddi pist yetenekleri olan hardcore bir spor otomobilden oluşan üçlümüz bu şartlarla nasıl baş edecek dersiniz? Acaba diyorum bu üçlüyü gerçek dünyaya çıkarmayı düşünmek dahi delilik olabilir mi?

Ford GT, Audi A4’ten daha uzun, Audi Q7’den daha geniş, Porsche 718 Cayman S PDK’dan daha hafif

Açıkçası bu fikrin çok da parlak olmadığının farkındayım ki bir şeyler ters giderse direkt olarak Matt Prior’u suçlamak niyetindeyim. Müthiş mantıklı bir insan olan sevgili Matt bugün bizlerle değil. Çünkü mantıklı insanlar, varacakları noktayı görme umutları olmadığı sürece yolculuğa çıkmazmış. Ayrıca duyduğuma göre dergimizin daha önce yaptığı benzer girişimlerde aynı gün içerisinde birden fazla otomobilin bozulduğu olmuş. Umalım da sürüşümüz bir kurtarıcının kasasında bitmesin.

Daha önce Radical RXC’nin ne kadar kırılgan olabileceğini bizzat deneyimleme fırsatım oldu. Otomobilin sürüşüne yedi ileri vitesle başlamıştım fakat sonunda kala kala üç vites kaldı. Yarın akşamüzerine kadar bu üç otomobille 320 km yol kat etmeyi başarabilirsek, özellikle Radical’in kırılganlığı hakkındaki düşüncelerimi yeniden ele alacağımı düşünüyorum. Umarım RXC beni utandırır…

Salı, saat 11.23
M40 OTOYOLU 

Autocar grup testlerinin has adamlarından olan Nick Stafford kahveye ‘ihtiyaç duyduğunda’ genellikle şöyle der: ‘Hakikaten kahveye ihtiyacım var.’ Kendisinden bugün de aynı cümleyi duyuyoruz fakat amacı kahve içmek değil, bir Radical ile Starbucks’ın ‘drive-thru’ hizmetinden faydalanmak. Çevresindeki enerjiyi yükselten adamamızın Starbucks üyelik kartını çalışana uzatma ihtimali olduğunu sanmıyoruz. Hoş, içeceğini aldı diyelim. Nereye koyacak? Derken, Radical’in bardak tutucusu olduğunu fark ediyoruz.

Ford GT’nin sürüşü düşündüğünüzden çok daha yumuşak

İşin ilginç tarafı Nick halinden gayet memnun görünüyor ve önümüzdeki kilometreleri başka bir otomobilin içerisinde geçirmek için plan yapmışa benzemiyor. ‘Fena değil,’ diyor. ‘Koltuğuna, kapısına, sesine falan alışmak lazım tabii… Fakat bunlardan birini alacak paranız varsa bir BMW X5 ve bir çekici alacak paranız da olmalı diye düşünüyorum.’ Evet, her zaman olduğu gibi, Nick’in mantığıyla baş etmek zor.

Brooklands sürüşümüzde tahmin ettiğiniz yerde, Ford GT’nin içerisindeydim. Doğrusu, dikkat çekici bazı ucuz dokunuşlara karşın, GT’nin kabini gayet şık ve iki kişi için gayet konforlu. En azından fotoğrafçımız Stan Papior böyle düşünüyor. Şu ana kadar en ufak bir pürüz yaratmayan GT ile otoyola çıktığımızda, TFT panel üzerindeki bazı ilginç göstergeleri izlemek için fırsat kolladık ama mevcut sürüş ortamımız bu göstergelere ihtiyaç duymamıza izin vermedi.

GT’nin yükseklik ayarlı süspansiyon sistemi ve hidrolik kontrollü arka kanadı aynı üniteden besleniyor. Track ve V-Max sürüş modlarında 50 mm alçalan otomobil, aynı zamanda süspansiyon sertliğini ikiye katlıyor

GT’nin direksiyonu biraz sert olsa da, alışması kolay ve akıcı bir karaktere sahip. Otomobilin motorundan yükselen seslerin renkli olduğunu iddia etmek zor ama GT’nin gürültücü bir otomobil olduğunu söyleyebiliriz. Normal isimli sürüş moduna geçiş yaptığınızda süspansiyon sistemi en konforlu programda çalışmaya başlıyor ve otomobil tahmin edemeyeceğiniz kadar yumuşak biçimde yürüyor. İlginçtir, GT’nin gündelik sürüşlerdeki zorlukları arasında ses, sertlik ve fazla enerji gibi şeyler yok. Tek sorun otomobilin soldan direksiyonlu ve fazla geniş olması. Bu yüzden İngiltere’nin sürüş ortamında böyle bir şeyi yola yerleştirmek pek kolay olmuyor. Ama dediğim gibi, bunun dışında her şey yolunda…

GT’den birkaç dakikalığına ayrılıp yemek almaya gidiyoruz ve döndüğümüzde bir grup gencin otomobilin başında olduğunu fark ediyoruz. Bu ekibin otomobil delilerinden oluştuğunu söylemek zor çünkü kendileri bu şeyin Lamborghini olup olmadığını sordu. Ayrıca ellerinde silah olmasa da, fazla agresif dövmeleri dikkat çekiyor. Neyse ki tek istedikleri otomobilin içinde fotoğraf çekinmek… Onlar istediklerini alıyor, biz ise yola devam ediyoruz.

Salı, saat 14.36
SILVERSTONE PİSTİ,
50. OTOPARK 

Böyle bir konvoy için en ideal ortamın bir yarış pisti olduğu aşikar. Fakat yanlış zamanda, yanlış yerdeyiz… Bugün Silverstone Pisti’nde Ferrari’nin müşteri event’lerinden bir tanesi düzenleniyormuş. Kapıdaki görevliye içeri girip birkaç fotoğraf çekmemizin mümkün olup olmadığını soruyor ve şu cevabı alıyorum: ‘Otoparkları kullanabilirsiniz fakat padok için izin veremem.’

Belki de o adam Ford’un Le Mans’da Ferrari’ye neler yaptığını hatırlıyordur ve Ferrari müşterilerinin GT40’ın halefi sayılacak bir modeli görmekten hoşlanmayacağını düşünmüştür. Ya da belki ben abartıyorumdur ve piste girememiş olmamızın tek sebebi Ferrari kadar paramızın olmayışıdır.

Yarış otomobili konvoyumuz doğal ortamlarına giriş yaptı

Sürüşün devamında Porsche 911 GT3 RS’e geçmeye karar veriyorum. Doğrusu Porsche’nin GT’den çok daha huzurlu ve kullanışlı olması beklentisindeyim. Evet, çok daha minik bir gövdeye sahip olan Porsche’nin sürüş ortamı huzurlu, görüş açıları başarılı. Fakat RS’in kabini GT’nin kabininden daha sessiz değil.

RS’in motoru, şanzımanı ve arka aksı dünyanın en iyi kulak tıkacı yarışması için kullanılabilir. Şöyle düşünün: Burada 911 geleneklerinin tamamı yaşadığı için arka odaklı ağırlık dağılımından dolayı poposu şişirilmiş ve arka süspansiyonları sertleştirilmiş bir otomobilden bahsediyoruz. Buna bir de RS seviyesinde bir izolasyon eklediğinizde, daha doğrusu izolasyon malzemelerini söküp attığınızda, gövdenin görünmeyen yerlerindeki mekanik dünyanın bütün sesleriyle baş başa kalıyorsunuz. Ford GT ile çukurlardan veya kasislerden geçerken süspansiyonların gürültülü olabildiğini fark edip Lotus Elise’i hatırlamıştım. 911 GT3 RS’in gürültülü olması içinse kasislere veya çukurlara ihtiyacınız yok…

RXC kendisine tuhaf gelen yerler görmeye devam ediyor

Fakat kaygılanmayın. Çünkü Porsche’nin gürültüsü bütün sinir uçlarınızı uyaran bir sürüş tecrübesiyle, tutunmayla, devir çevirme becerisiyle, ayarlanabilirlikle ve şeffaflıkla bir arada olduğu için onu siz de çok seveceksiniz. 911 GT3 RS’in yeteneklerini tam anlamıyla kullanabilmek için Tom Kristensen ya da Max Verstappen falan olmanız gerekir… Yine de, üzerinde plaka bulunan bir pist otomobiliyle sınırlarını sonuna kadar zorlamak isteyenler için RS’ten iyisi zor bulunur. Hoş, bu otomobili satın alanların yüzde kaçı çokça pist kilometresi yapıyor o da tartışılır ama şurası kesin: 911 GT3 RS, sıradan 911’lerle kıyaslanmayacak kadar özel bir otomobil.

Silverstone Pisti’nin uçsuz bucaksız otoparkındaki uygun bir alanda üçlümüzü fotoğraflıyor ve fonda yarış kompleksi için yeni yapılan kanat formlu padok alanının görünmesine özen gösteriyoruz. Sonra günün ilk Radical deneyimi için kendimi kemeleri sıkarken buluyorum ve yağmur çiselemeye başlıyor. Ah ne harika.
RXC’nin geniş eşiğini aşmak, Corbeau yarış koltuğuna yerleşmek, alkantara kaplı direksiyonun altına bacaklarınızı sıkıştırmak ve altı noktalı emniyet kemelerini bağlamak karbon gövdeli GT’ye yerleşmeye kıyasla katbekat daha zor. Bu arada içeri yerleştikten sonra bir de çalıştırma süreci var. Tabii önce başınızı çarpmadan kapıyı kapatabiliyor olmanız gerek. Şahsen ilk denemede başarısız olsam da, kapıyı kapatıyor ve hareket ediyorum. Tabii yarış debriyajına alışmak için motoru dört kez stop ettirdikten sonra… Ayrıca yolda iki kez daha stop ettirdim ve 80 km/s hıza ulaştığımda kapıyı tam kapatamadığımı fark ettim. Durduk, arkadaşlar yardım etmedi, başımı yine çarptım.

Aracı terk ederken kask takmanız önerilir

Bu ne gürültü! Endurans yarışçılarının araç içi görüntülerini yüksek sesle izlemeye çalışın ve üzerine biraz da dişli sesi serpiştirin. İşte RXC’nin kabinindeki gürültü tam olarak böyle bir şey… Yarış debriyajı otomobil hareket ettikten sonra hiç problem olmuyor, koltuk yapısı ve oturma pozisyonu ise direksiyon başında birkaç saat geçirmenize olanak sağlayacak kadar konfor sunuyor.

Ne var ki Radical’in saflığı ve sertliği standart bir sürücüyü iki saatten daha kısa sürede bitirebilir. Direksiyon kesinlikle sert, süspansiyonlar ise buradaki diğer iki otomobile kıyasla çok daha fazla zıplamanıza neden oluyor. Zemin kabul edilebilir seviyede olduğu sürece çok sorun yaşamazsınız ama klasik dağ yollarında RXC ile bolca zıplamaya ve sık sık yerden kesilmeye hazır olun. Gaz pedalına dokunma cesareti gösterdiğiniz zamanlarda otomobilin performansını hatırlasanız da, trafik koşullarında ve pürüzlü zeminlerde kendinizi kaygılı ve ihtiyatlı bir sürücüye dönüşürken buluyorsunuz.

RXC’nin bardak tutucusu var. Ciddiyiz!

Doğru zamanda ve doğru zeminde Radical’in başka hiçbir şeye benzemeyen türden bir sürüş deneyimi sunduğuna eminim. Pist sürüşleri için düşünecek hiçbir şeyiniz yok fakat amacınız RXC’yi yolda kullanmak ise bozuk zeminlerden mümkün olduğunca uzak durmanızı önerebilirim. Ayrıca dar kavşakları ve dar park alanlarını da unutmayın lütfen… Bir de kötü hava koşullarını… Zira Dunlop Direzza cut slick lastikler ıslak zeminde pek umut vermiyor ve otomobilde ABS olmadığını hatırladıkça ter atmaya başlıyorsunuz. Evet, RXC ıslak zeminlerde huzurlu bir yol arkadaşı sayılmaz.

Bir süre otoyolda ve trafikte ilerledikten sonra yakıt almak için duruyoruz. Arkadaşlardan birisi ‘Bir şey isteyen var mı?’ diye soruyor, markete girerken. Refleks olarak ‘çıkmak istiyorum!’ dediğimi hatırlıyorum. Sanırım bu cümle RXC’yi özetliyordur. Fakat yanlış anlaşılmasın, Ford’un ve Porsche’nin bulunduğu bir ortamda, ancak böyle bir makine korkutucu ve huzursuz olabilir.

Çarşamba, saat 09.56
DONINGTON PARK PİSTİ

Sabahın nemi Ford GT’nin şişkin ve detaylı temizlenmiş çamurluklarında muhteşem bir etki yaratıyor. Erken kalktığım için şanslı hissediyorum çünkü bu sayede en az on dakika boyunca otomobili izlemek ve onu Gulf renkleriyle hayal etmek gibi bir fırsat buluyorum. Bu otomobil insanı alıp götürüyor…

Yaklaşık bir saat sonra, Donington Park’ın Redgate virajında çekim yapmak için, kendimi RXC’nin ön spliteri yere sürtmesin diye uğraşırken buluyorum. Sarı renkli GT virajı en üstten izlerken, pistin içerisinde Mini tek marka kupasının pilotları antrenman yapıyor. Bir süre sonra pilotlardan birinin yoldan çıkışına şahit oluyoruz. Buna sarı renkli bir canavarın yol açtığı dikkat dağınıklığı mı sebep oldu dersiniz? Bilmiyorum ama böyle düşünmek hoşuma gitmedi değil.

Üçlümüz Donington Park’ın Redgate virajını izliyor

Bu tarz otomobillerle Donington Park gibi yerlere gittiğinizde, kimlerle tanışabileceğinizi tahmin bile edemezsiniz. Çekimler sırasında fazla oyalanmamış olsak da, kısa boylu ve sert bakışlı birinin bizlere yaklaştığını ve otomobilleri süzdüğünü görüyoruz. Kendisinin ilk birkaç kelimesinde Belfast aksanıyla konuştuğunu ve bir yarış pilotu olduğunu anlayabiliyorum.

Meğer bu adam Bentley M-Sport Blancpain GT takımının fabrika pilotlarından biri olan Steven Kane imiş. Kendisinin GT’ye ilgi duyma sebebi ise, patronunun yakında bunlardan bir tanesine kavuşacak olmasıymış. Bildiğiniz gibi Bentley takımını idare eden Malcolm Wilson aynı zamanda Ford’un Dünya Ralli Şampiyonası aktivitelerini de yürütüyor. Belki de şirkete kazandırdığı başarılardan dolayı, yeni GT’ye binecek az sayıdaki talihlilerden biri olmakla kalmamış, aynı zamanda bu otomobil kendisine hediye olarak sunulmuştur. Belki…

Porsche ve Ford virajlı dağ yollarında çok mutlu

Buradan sonra yaklaşık 60 km daha yol yapacak ve Peak District bölgesindeki favori virajlarımızda otomobillerimizin tadını çıkaracağız. Normal zamanlarda böyle bir sürüş için direkt olarak Porsche’yi alırdım fakat bu otomobille yeterince zaman geçirdiğimi düşünüyorum ve en sevdiğim yolları yeniden deneyimlemek için GT’nin beni çağırdığını duyar gibiyim.

Ford GT’nin bu kadar kullanışlı olmasına halen şaşırsam da, konuyu biraz irdeleyince bunun sebebini anlayabiliyorum. Bu otomobil Radical kadar sert ve saf olsaydı, insanlar onu alır ve müzeye kaldırırdı. Sabit sırtlı koltuk, hareketli pedallar, direksiyonun geniş ayar bandı ve kabinin birçok noktasındaki metal kontrol kumandaları bu şeyin yarış pistlerinden yollara indiğini unutmamanızı sağlasa da; GT’nin sürücüyle iletişim kurma biçimi gayet medeni ve keyifli.

Peak Districk virajları GT için biraz dar geliyor ve iki şeridi ayıran kedigözlerini normale kıyasla daha sık eziyor ve bunun için soldaki direksiyonu suçluyorum. Olsun, her viraj büyük keyif, her düzlük turbo beslemeli V6’yı uyandırmak için büyük fırsat…

Virajlı dağ yolları GT için çocuk oyuncağı

Dönüş yolunda birçok koşucu ve bisikletçi ile karşılaşıyoruz. Ne yalan söyleyeyim, bisikletçiler normalde bir otomobilden duyulmayacak bir ‘psst, psst’ sesinin kaynağını ararken çok komik görünüyorlar. Bu seslerin Radical RXC’nin şanzımanınaı tahrik eden pnömatik düzenekten geldiğini bilmelisiniz. Neyse ki tek keyfimiz bu sesler değil… Bu yolculuk boyunca en sert pist otomobillerinin bile yolda kullanılabileceğine duyduğum inanç tazelendi. Ayrıca hiçbir şeyi bozmadan, kırmadan ve çarpmadan eve dönebildiğimiz için çok mutluyum.

Uzatmaya gerek yok: bu şovuz yıldızı Ford GT. Kasabalardan geçerken trafik yavaşladığında, açık camımdan bir hanımefendi yaklaşıyor ve otomobile övgüler yağdırıyor. Kendisinin derdi otomobil olmasa da, Ford GT’nin bu yanını görmek çok ilginç: Bu otomobil, her ortamda kazanan olmanızı sağlayacaktır. Tabii kazanmaktan anladığınız hanımefendinin zihnindekilerse o ayrı…

 

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir