İlk sürüş: Toyota C-HR

Markalar, her geçen gün modellerini birbirlerine daha da benzetirken Toyota cephesinden gelen C-HR bizleri son zamanlarda olmadığı kadar heyecanlandırdı. 2014 Paris ve 2015 Frankfurt fuarlarında konsept formunda sergilenen C-HR’yi kullanmak üzere Madrid’e gittiğimizde bizi karşılayan otomobilin konsept mi yoksa plakalı, ruhsatlı bir araç mı olduğunu anlayamamış olmamız sanırım iyiye bir işaret, değil mi?

2016_Toyota-CHR_Hybrid_MTE_Dynamic_01

Evet, her güzelin bir kusuru vardır derler; bu deyim otomobiller için çok daha geçerli, emin olun. Zaten konsept otomobillerin vitrinden sokağa inerken üzerlerinden hiç çıkaramayacakları pastel tonlu bir kaban geçirmelerinin nedeni de bu. Cesur tasarım çizgileri ve gövde oranları otomobillerin normal hayatta dostluk katsayılarını düşürmek için birebir. Bu nedenle bu tip otomobiller pek kullanışlı olamazlar. Özellikle C-HR’de bu konuda ekstra bir tezat var; kullanışlılık odaklı crossover bir model, konservatif bir marka Toyota ve şimdiye kadar üretilmiş modeller arasında konseptine en sadık kalınmış otomobillerden biri. İmkansız görünen bu kombinasyonu inceleyelim o zaman.

2016_Toyota_CHR_12T_Dynamic_05

Türkiye’de üretilen ilk hibrit olan C-HR’ye baktığımız zaman genel kanının gövde/cam oranının makul ölçülerde olmadığı yönünde olduğunu belirtmeye gerek yok sanırım. Oldukça az alan kaplayan camlar, üzerinde farklı yönlere hareket eden birçok hat bulunan gövde yanında daha da daralıyor hissi yaratıyor. İçinde bir V8 varmış havasındaki uzunca burun, ana gövdeden neredeyse 5’er cm çıkıntılı duran çamurluklar, dar bir bagaj kapağı, üç boyutlu stoplar ve Escort Cosworth’ümsü bir spoyler. Ve bunların hepsinin standart olması…

2016_Toyota_C-HR_DET_02

İlk görüşte bu otomobilin içi pek rahat değildir dedirten tasarımın, ön kapıyı açtığınızda karşılaştığınız manzara, Toyota’nın başarılı bir formül üretmiş olduğunu gösteriyor. Rahat görünen koltuklar, Toyota’dan pek beklenmeyecek cesaretteki konsol bu intibaya kapılmamızı sağlıyor. Diamond, yani elmas teması otomobilin heryerinde. Tavandaki işlemeler, klima butonları, direksiyondaki düğmeler, hoparlör kapakları, bagaj pandizotu, kapı eşikleri gibi birçok yerde aynı tasarımı görmek mümkün. Konsol gayet başarılı. Ortadaki 8 inç dokunmatik ekranın konsoldan bir dağ gibi yükselmesi pek görülmemiş bir tasarım anlayışına ait. Ayrıca otomobilin donanımına göre, konsolda kullanılan malzemelerin değişiyor olması da farklı bir bakış açısı. C-HR’nin baz donanımı Advance. Bunun üzerine sportif ya da premium seçenekleri arasından iki farklı donanım alınabiliyor; Dynamic ve Diamond. Dynamic’de tavan siyah geliyor, 17 inç’lik jantlar 18 inç’ler ile değişiyor ve konsolun ortasından geçen metal çıta mavi renkli. Diamond ise yarı deri koltuğa sahip. Ayrıca tavan gövde rengi, jantlar yine 18, ama tasarımı farklı. Konsolun üst kısmı ve kapı döşemeleri kahverengi geliyor ve otomatik park sistemi donanıma ekleniyor.

2016_Toyota_CHR_12T_IntDetail_01

C-HR’nin arkası bir garip, bunu söylemeden geçmeyelim. Arka koltukların minderleri neredeyse önlerden daha aşağıda. Bu durum, Toyota’nın C sütununun tavan ve arka cam arasında neredeyse hiç açı yapmıyor olması ve içine gizlenmiş olan kapı kolu ve menteşesi sayesinde dışarıdan iyice alçak görünen tavana karşı bulduğu çözüm. Hatta arka yolcuların başının tavana değmemesi adına koltuk sırtlarının iyice arkaya alınmış olmasının da etkisiyle başınız resmen arka camın ardında kalıyor. Yani bir uçakta oturuyormuşunuz gibi, dışarıda neler olup bittiğini görmeniz için öne doğru hareket etmeniz gerekiyor. Ayrıca diz mesafesi de bu sınıftaki bir araca göre çok dar. Arka ile ilgili en güzel şey ise kapı içlerinde oldukça büyük ve kullanışlı bardaklıklar entegre edilmiş olması. 377 litrelik bagaj da kendini Qashqai’ye rakip gören bir otomobil için küçükçe. Toyota, C-HR’sini C crossover olarak konumlandırıyor, bunun için RAV4 ile neredeyse aynı boya sahip olduğunu söylüyor, ama bana kalırsa özellikle hacimler düşünüldüğünde C-HR, Qashqai’den ziyade Juke rakibi.

2016_Toyota_C-HR_DET_06

Toyota’nın TNGA modüler platformundan üretilen C-HR, son nesil Prius’un ardından buradan çıkan ikinci otomobil. Prius’a göre dingil mesafesi 2640 mm ile 6 cm kısa, ama önden 20 mm, arkadan ise 10 mm daha geniş iz çıkıntısı sunuyor. Bu arada C-HR isminin Coupe High Rider’dan geldiğini de atlamayalım.

Gelelim motorlara… Hibrit modelinin motoru da tamamen yeni Prius’tan alınma. 1.8 lt’lik 4 silindirli ünite daha hafif ve daha aşağıda konumlandırılmış. Hacim olarak yüzde 10 küçülen motor, anlık olarak eskisinden yüzde 28 daha çabuk şarj oluyor. 98 bg’lik benzinli motora entegre çalışan elektrik motoruyla birlikte güç 122 bg’e çıkıyor. Tork değeri 142 Nm olan motor, gücünü sadece ön lastiklere iletebiliyor ve CVT şanzımanla geliyor. Böylece 11 saniyede 100 km/s’ye çıkıyor ve 170 km/s’ye ulaşabiliyor. 100 km’de ortalama tüketimiyse 3.6 litre. Bu versiyonun başlangıç fiyatı, hibrit teşviği sayesinde, lansman zamanında 135.500 TL’den 103.650 TL’ye, Toyota’nın da tanışma kampanyası ile birlikte 98.000 TL’ye düşüyor. Bizce çok ucuz.

Diğer motor seçeneği olan 1.2 litrelik turbo makineyse aslında Auris’te kullanılıyordu, ama Türkiye’ye gelmiyordu. Advance donanım paketi 83.850 TL’den başlayan bu versiyonda hem 6 ileri manuel, hem CVT, ham de 4 tekerlekten çekiş opsiyonları alınabiliyor. 116 bg üreten dört silindirli, 185 Nm tork değeri sayesinde 10.9 saniyede 100 km/s’ye çıkıyor ve 190 km/s’ye kadar ulaşabiliyor. Ortalama tüketim değeri de bayağı iyi; 5.5 lt/100 km. C-HR çoktan satışa çıktı bile, ÖTV teşviğiyle rekabetçi bir fiyat etiketi sunan otomobil için, arka koltuk ve bagaj takıntınız yoksa bence bir Toyota bayisine uğrayın.

YAZI:BURAK ERTEM / MADRID

Ad

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir